Güzel Kadın Sofya’dan Beyaz Şehir Belgrad’a

Print Friendly, PDF & Email
Tahminen 6 dakikada tamamını okuyabilirsin.

Sofya; Kelime anlamı ile güzel kadın. Sofya’da yaşayan arkadaşım Sinan, geçtiğimiz yıllarda ben daha Sırbistana gitmeden beni Bulgaristan’a davet emişti. St. Kliment Ohridski Üniversitesi, Avrupa Birliği Entegrasyonu Bölümü’nde okuyan arkadaşım yaklaşık 3 yıldır Sofya’da kalıyordu. Bu aynı zamanda yerel insanlar gibi şehre hakim bir bakış açısına sahip olduğu anlamına geliyordu.

Hemen otobüs biletini alarak seyahate koyuldum. İstanbul – Bulgaristan arası kaç saat diye sorarsanız, Esenler Otogarından Sofya’ya varmak ortalama 8 saat sürüyor. Fakat sınırdaki bıkkın yoğunluk sizi bazen bekletebiliyor. Böyle bir yoğunluğa denk gelmiştim ki, insanların alkışlı/kornalı protestosu, gümrük memurlarını, arızalı olan elektronik sistemi bırakıp, eski usul damga ve mühürleri kullanmaya mecbur bıraktı. Çözülen trafiğin ardından gezi başladı.


Şöför ve muavin Pizza yiyerek otobüs kullanmak konusunda gayet marifetli gözüküyorlardı 🙂
Bulgaristan, aynen öteki Balkan Ülkeleri gibi oldukça fazla yeşil alana sahip. Kırsalın çok ve yoğun olduğu Bulgaristan’ın ancak bir elin parmağı kadar ilinde kalabalık bir şehir hayatı mevcut. Bu şehirlerin nüfusunun büyük bir bölümü ise öğrenciler ve turistlerden oluşuyor.

sofia orobus


Seyahatim paskalya tatiline denk geldiği için, şehir neredeyse boşalmış ve insanların çoğu Varna gibi tatil beldelerinde vakit geçirmeye gitmişlerdi. Şehrin tenhalığından faydalanmanın en iyi yolu, normal zamanda kalabalık olan ziyaret noktalarını neredeyse hiç kalabalığa takılmadan gezebilmekti. Sofya’ya varmadan önce internetten rezervasyonumu yapmıştım. Kalacağım yer Tsentrnalna Gara Jk. Benkovski civarında bir oteldi. Balkanların çoğu ülkesinde görebileceğiniz Elektrikli Otobüsler burada da kol geziyordu. Otobüsle adrese varıp Otele yerleştirdikten sonra etrafta küçük bir keşif yapıp dinlenmek üzere geri döndüm.

bulgaristan-merkez


Sofya’nın genelinde kısa binalar yer alıyor. Ancak sosyalist dönemde inşa edilen site tarzı yaşam alanlarını görmekte mümkün. Merkez etrafındaki binaların çoğu elli yıllık. Merkez’de ise İtalyan mimarların elinden geçmiş yapılar görmek mümkün. Özellikle iyi aydınlatıldığını düşündüğüm şu yapının fotoğrafını paylaşmak istiyorum.

italyan_mimari_sofya


Sofya’da dolaşırken geometrik kompozisyonlardan yola çıkarak inşa edilmiş eserleri ve Konstrüktvist mimarların Sofya’da bıraktığı izleri görmekte mümkün. Bu yapıların Rus Konstrüktivizm akımına tabî olduğunu düşünürsek, Sosyalist dönemde yapıldığını söylemek doğrudur fakat Bulgaristan’ın Sovyetler Birliğine dahil olmadığını buraya not düşmek gerekli.


Şehrin en işlek caddesinin adı Vitoşa/Vitoshka. Eğlence ve gece hayatı bu civarda hüküm sürüyor. Sağlı solu kafelerin, barların ve restorantların sıralandığı bu caddede fazla kalmayarak, ötelerden gözüken ve altın kubbesi ile parıldayarak “buradayım” diyen Aleksandr Nevski Katedrali’ne yöneldim.

bulgaristan-sofya-vitosa

Aleksandr Nevski Katedrali2


Ortodoks ibadethanesi olan Aleksandr Nevski Katedrali, yaklaşık 135 yıllık bir tarihe sahip. Dünya’nın en büyük Doğu Ortodoks İbadethanelerinden olan Aleksandr Nevski Katedrali, aynı zamanda Bulgar Patrikliğini bünyesinde barındırıyor. Sırbistan’ın Belgrad şehrinde gördüğüm Aziz Sava Katedralinden sonra Balkanlar’daki en büyük katedral buydu. Katedralin altın kubbesi ortalama 40 metre civarında ve iç kısmında ise kucağında İsa bebeği tutan bir Tanrı figürü resmedilmiş.

Aleksandr Nevski Katedrali


Bu ziyaretten sonra şehirdeki diğer Ortodoks ibadethanesi olan Rus Kilisesi Sveti Nikolay‘a gittim. Dışından anlaşılacağı üzere bu kilise, Rus kiliselerinin karakteristik özelliklerini bünyesinde barındırıyor. Yıkılan Saray Cami yerine yapılan bu kilise, RuslarınBulgarları, Osmanlı Devleti’nin egemenliğinden ayırmasından sonra, Rus Diriliş Mimarisine uygun olarak inşa edilmiş. Şu an hemen yanı başında Rus Konsolosluğu yer alıyor.

Sveti Nikolay


Gelelim kısa seyahatim boyunca yapabildiğim öteki gözlemlere; Bulgaristan’ın başlı başına üretime dayalı bir ekonomisi, ihracatı veya değer yaratmak gibi bir potansiyeli yok. Tarıma elverişli araziler çok olmasına rağmen işlenmez halde. Bunun sebepleri arasında nüfus yetersizliği ve dışa verilen göçler var. Bulgaristan, Avrupa Birliği’ne girmesinin ardından Almanya ve Fransa gibi ülkelere beyin ve emek gücü göçü verdi. Çoğunlukla tüketim toplumu özelliği gösteren Bulgar Halkı, bizlerin “yatışı seven” dediğimiz taifeye mensup. Elbette bu cümleyi bir hakaretten ötürü bir tespitte bulunmak için kullanıyorum. İşçi gücünün aşırı lazım olduğu inşaat sektöründe verilen ücretler tatminkar olmadığından inşaatlarda çalışmak konusunda “ben bu işi yapmam” diye sitem eden Bulgar Halkı sebebiyle, inşası devam eden binalardan Türkçe türküler yankılanıyor… Bu hususta Bulgar Halkının Sosyalist rejimin “kendilerine göre” rahat havasını solumuş olması önemli bir etken.

Son olarak, Sofya’ya 2-3 gününüzü ayırarak hiç bir detay atlamadan şehri keşif edebileceğinizi hatırlatır, bu şehri deneyimlemenizi tavsiye ederim. Bu yazıyı yazdığım sıralarda, Belgrad yolu çoktan gözükmüştü.

Sevan Yazar:

1993 yılında Beyoğlu’nda doğu. Şu an Freelance olarak Grafik Tasarımı yaparak hayatını kazanıyor.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir